27 Aralık 2008 Cumartesi

Yaz İçin Prelüdler

Yaz İçin Prelüdler

Ahmet Ada (1947 Ceyhan)
_______________________________________________________________________

Ahmet Ada, 20 Mayıs 1947’de Ceyhan’da doğdu. Şair, yazar. Nazire Ada ile Ahmet Ada’nın oğlu. İlk ve orta okulu Ceyhan’da okudu, ailesinin maddi sıkıntısı nedeniyle Ceyhan Lisesi’ni ikinci sınıfta terk etmek zorunda kaldı (1965). Devlet Su İşleri Ceyhan Şubesi (1967-69), Marangozlar İstihlak Kooperatifi (1971-87) ve otomobil ticareti ile uğraşan bir özel şirkette (1989-93) çalıştıktan sonra emekli oldu. TYS üyesi. 2002 yılında Mersin’e yerleşti. İlk şiiri “Tabuttur Kitaplar” ve Hilmi Yavuz’un şiiri üzerine bir çözümleme denemesi olan ilk yazısı “Hilmi’nin Çocukluğu” 1966’da Soyut dergisinde çıktı. Şiirlerini ve yazılarını Yeni Dergi, Papirüs, Varlık, Gösteri, Adam Sanat, Milliyet Sanat, Islık, Yaratım, Kitap-lık, Le poete travaille, Yom, Heves, Şiir-lik, Eski, Agora, Ünlem, Dize, Ada, Geceyazısı, Sonsuzluk ve Bir Gün, Cumhuriyet Kitap, Radikal Kitap dergilerinde yayımladı. Bazı şiirleri Almanca’ya, Fransızca’ya, İngilizce’ye çevrildi.
1980’li yıllar şiirinin önemli bir temsilcisi olarak tanındı. Şiirlerinin İkinci Yeni şiir havzasından beslendiği gözlense de kendine özgü lirik bir şiir kurdu. Gerçekçi tutumlardan beslenen, destansı, lirik, hüzünlü ve incelikli şiirler yazdığı eleştirmenlerce kabul edildi. Son dönem yazdığı şiirlerle, modern şiirin biçimselliği ile modern dünya tasarımına felsefî derinlik katan yeni bir döneme girdi. Uzun ve epik özellikler barındıran şiirlerinde, göç, savaş gibi olgulara insanî bir perspektiften bakarak çok sesli bir şiire yöneldi. Şiirinin başkalaşımını da poetik yazılarla açımladı. Şiirin kavram ve terimlerinin oluşturulmasında çaba gösterdi. “Şiir Okuma Durakları” (2004) adlı kitabı modern şiire ilişkin şiir bilgisi içeren bir elkitabı olarak değerlendirildi. Şiirin sorunları ve “İkinci Yeni” şiirleri üstüne eleştirel, çözümleyici yazılarıyla da dikkat çekti. 2006 yılında, Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ile Eğitim Fakültesi Felsefe Grubu Eğitimi Anabilim Dalı tarafından ortaklaşa düzenlenen sempozyumla “40.Sanat Yılında Ahmet Ada’nın Şiiri” çeşitli yönleriyle ele alındı. 2008 yılında, Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü “İki Şair Bir Kent” adlı belgeselinde Ahmet Ada ile Celâl Soycan kent kültürünü ve şiirini konuştular. Bu söyleşi DVD olarak yayımlandı.
Ödül: Gün Doğsun Gül Üstüne ile 1981 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü; Aşk Her Yerde ile 1991 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü; Vakit Yok Hüzünlenmeye ile 1993 Yunus Nadi Şiir Ödülü; “Onlar İçin Minibüs Şarkısı Üzerine Gözlemler” adlı incelemesiyle 1999 E Dergisi Şiir İnceleme Ödülü.
Eserleri: Şiir: Gün Doğsun Gül Üstüne, 1980; Acıyla Akran, 1983; Yaz Kırlangıcı Olsam, 1985; Yitik Anka, (ilk üç kitabının toplu basımı) 1993; Aşka Her Yerde, 1990; Vakit Yok Hüzünlenmeye, 1992; Günyenisi Lirikler, 1992; Taş Plak Gazelleri, 1995; Küçük Bir Anmalık, 1996; Begonyalı Pencere, 1998; Denize Atılan Çiçek,1999; Gökyüzünün Fıskiyesi, 2003; Denizin Uykusu Üstümde, 2004; Kantolar, 2006; Yeni Kantolar, 2007;Seçme Şiirler, 2009; Sözcükler Denizi 2009
Poetika : Şiir Okuma Durakları, 2004; Şiir İçin Boş Levhalar, 2006; Modern Şiir Üzerine Yazılar, 2008; Şiir Yazıları, 2009





















































AHMET ADA

YAZ İÇİN PRELÜDLER





















İÇİNDEKİLER

Yaz İçin Prelüdler

Yaz İçin Prelüdler
Yaz İçin Prelüdler II
Yaz İçin Prelüdler III
Yaz İçin Prelüdler IV
Yaz İçin Prelüdler V
Yaz İçin Prelüdler VI
Yaz İçin Prelüdler VII
Yaz İçin Prelüdler VIII
Yaz İçin Prelüdler IX
Yaz İçin Prelüdler X

Güz İçin Prelüdler

Güz İçin Prelüdler
Güz İçin Prelüdler II
Güz İçin Prelüdler III
Güz İçin Prelüdler IV
Güz İçin Prelüdler V
Güz İçin Prelüdler VI
Güz İçin Prelüdler VII
Güz İçin Prelüdler VIII
Güz İçin Prelüdler IX
Güz İçin Prelüdler X

Kış İçin Prelüdler

Kış İçin Prelüdler
Kış İçin Prelüdler II
Kış İçin Prelüdler III
Kış İçin Prelüdler IV
Kış İçin Prelüdler V
Kış İçin Prelüdler VI
Kış İçin Prelüdler VII
Kış İçin Prelüdler VIII
Kış İçin Prelüdler IX
Kış İçin Prelüdler X

Bahar İçin Prelüdler

Bahar İçin Prelüdler
Bahar İçin Prelüdler II
Bahar İçin Prelüdler III
Bahar İçin Prelüdler IV
Bahar İçin Prelüdler V
Bahar İçin Prelüdler VI
Bahar İçin Prelüdler VII
Bahar İçin Prelüdler VIII
Bahar İçin Prelüdler IX
Bahar İçin Prelüdler X



















































Yaz İçin Prelüdler



















YAZ İÇİN PRELÜDLER


sonra çıktık iri çakıl taşlarıyla söyleşen
denizi dinledik

hayır, bir başlangıç değildi
kavaklara bağladığı sözler teyelliydi
benim yüreğime.
rüzgârdan önce konuşan denizdi
varlığın sesini duyuran dağa taşa,
ötekiler sustular, kalbin sesini dinlediler,
ay ipince süzülürken

hep oydu, hep o deniz
varlığın barbar derebeyi
kapattı yüzünü endüstri yüzyılına,
kullandığı sözcükler sessizliğe çağırdı,
şehir ahalisini.
ötekiler sustular, yağmur bulutu oldular,
aşkla değişecek zamanı kolladılar.
zaman gelmedi
annem de gelmedi sınırdan

ölümse ardı sıra duman





























YAZ İÇİN PRELÜDLER II


portakal ağaçlarından geçen rüzgâr-
akdenizli tinim benim,
çok özledim seni, kirpiğini, gözlerini,
acı çeken derinliğini

söyle hangi söz incitir seni,
hangi taş,
kibirli sözler salınırken çevrende
gururu fırlat denize at

denize at kibirli sözleri de artık
can koy suya, kavağa, yıldıza
zamanı geldi
büyük olsun yaz kırgınlıkları da

zamanı geldi ey akik söz
dile getirmenin
havalanan tırpanı
































YAZ İÇİN PRELÜDLER III
(Nar Ağacı)


susuyor denize karşı nar ağacı
bir parça kararmış geleceği düşlemekten
uzun uzun bakıyor
yüreğe varan yaprağa

zaman ayak sürüyor dallarda
ağır ağır ilerliyor, kaplıyor
ağacı bütün
sekerek yapraktan yaprağa

öyle büyük ki düşleri, kanıyor
varlıkla hiçlik arasında
esiyor yapraklardan yaptığı rüzgâr
zamanı süpürüp doluyor midye kabuğuna
tedirgin kaygılı tini

güneşin çalımı sürüyor kıyıda











































YAZ İÇİN PRELÜDLER IV


rüzgârı kovalıyor üç beş köpek
(rüzgârı kovalamak da neyin nesi?)

ay düşüyor kuyuya Kevser
mutsuzluğun kulağı kuyuda Kevser

bana büyük suları kollamak düşüyor
öteki yüzyılda kalıyor geyik sesleri

sese dönüyor büyük sular, birdenbire
gümüş sese, denizin yabanıl uykusuna

yürek yıkık, dönüp bakıyorum
akşamı kovalıyor eski sokağın taşları

bir adımla geçiliyor Kevser
varlıktan yokluğa, su tükeniyor

aylandızı, barajı, tuz gölünü
yanıma çekiyorum, susuyorum

kaknus dolanıyor başımın üstünde,
iri yalnızlıkları geçiriyorum ipe

küller başıma kanatlar başıma
























YAZ İÇİN PRELÜDLER V


mezarlarımızın yolu üzerinde dut bahçesi,
bir sıra kavak var

geldim işte anne,
göster ne olduğunu ölünce

yiten ne, tekrar varolan ne,
deniz laleleri açtıran üzerinde

bir sıra kavağa uyuyorum
yapraklanıyorum mezarlarımızın üzerinde

geldim işte, kar buz bulut yağmur
benim hepsi
içimde meraklı çocuklar



































YAZ İÇİN PRELÜDLER VI


hadi denizi kıyıda bırak Kevser
can yoldaşım şafak sökmek üzere
hadi koy hüzünleri ekmek kırıntılarının yanına
bulutlardan yağmur yap
yıkasın kentin zehirli belleğini

neredeyse yoksul balıkçılar balığa çıkacak
yıldızlar kaybolacak
horozlar ötecek
hadi ırmağı uyandır
taşı gölgeye bağla
ovada bırak yaban gelinciklerini

bırak sana kalsın kavakların hüznü
eşikten eşiğe atlayan gölgenin hüznü
denize fırlatılmış taşın hüznü

ama sen ne yaptın Kevser
gittin kapıyı açtın bolluk denizine



































YAZ İÇİN PRELÜDLER VII


bir martı birdenbire denize dalıyor
bir bulut rüzgârı dağıtıyor
türküsünü söylüyor ot
aynı anda

akşam ayaklarını sürüyerek gidiyor
(görüp de gördüğünü diyen yok)

on sekizinde bir kızın
yüzünde göçüp gidiyor akşam
kıyıdan uzaklaştığında
geride boşluğu kalıyor

deniz olduğu yerde duruyor
yolunu buluyor tin
savrulmuş tırpan
saf yağmur

çözemediğim yalınlık
aynı yerde duruyor




































YAZ İÇİN PRELÜDLER VIII


bir çekirge yaklaşıyor ateşe
belli ki yok son kaygısı
taşa soruyor yaşını
“ağacın yaşındayım” diyor
“hiçliğe mi uzattın ayağını, denize mi?”
“deniz içimdeki boşluk”

belli ki sessizliği amaçlıyor
taşın içinden geçen kuş
denize iniyor gitgide küçülerek
göz eriminden

bir toz zerresi havalanıyor
bir kül parçası da ateşten
“hiçliğin değil” diyor taş
“varlığın zamanı”
“hiçlikle artar ama dünya”
diyor taş, bakarak uzun
uzun denize uzaktan


































YAZ İÇİN PRELÜDLER IX


Kevser’in aşağı inerken düşürdüğü iğne
de görmüş olmalı ağacın sevincini
dalları çiçek açan, yaprakları
gören göz olan yaşananları

kör bir adam oturuyor, bastonuna
dayanarak, ağacın sevincini görmüyor,
bulutun aldığı biçimi, koşuşan,
denize bakan çiğ tanelerini

güney havasında limon ağaçları
sokak aralarında kırlangıçlar
başımı döndürüyor tatlı sert
esen rüzgâr günün ortasında

gökyüzü çalgılarını unutmuş
çınlıyor rüzgârın çanı çiçek dolu dalda,
“döneceğim” diyor, bakıyorum,
başkasının yüzü kör adamda




































YAZ İÇİN PRELÜDLER X


çite konan küçük kuş
ot yığınına doğru uçuyor
bu kanatlar onun mudur
adlandırılmayı bekliyor

hem şimdi menekşe uyanıyor
görmek için ağustosta denizi
gece yıldızlardan uyunmuyor
üşüyor sabaha kadar
yalnız frenküzümü

sabah bir flüte doluyor
yaprağın ucunda çiy damlası
testinin yanında necefli maşrapa
üç serçe su içiyor

başıboş köpekler sabaha havlıyor
hem şimdi tohum geriniyor
toprak altında taşla
birlikte rengârenk açıyor













































Güz İçin Prelüdler



































GÜZ İÇİN PRELÜDLER


yarım uykulardı yağmurun sesine uyandım
dedi, gitti rüyalarla yüzünü yıkadı
sular gibi sessizdi yüzü
ne tuhaf, bombalarla uyanmak
dedi, zariftir yağmurun sesi
çağırır mutsuz biten aşkları

yapraklardı usulcacık kıpırdayan
yağmur altında musiki rüzgârı
kimse gerekçe bulmasın savaşa
dedi, saraylarda, taş kemerler altında,
yağmur örter acıları
çocuklar sessizce gömülür toprağa

yaz bitti, dedi, güze başlangıç olsun
sararıp düşen yapraklar da









































GÜZ İÇİN PRELÜDLER II


yağmurun çağrısı uzuyor gün boyu
caddeler kaldırımlar kuşlar ağaçlar
evlerin çatıları gökyüzünün altında
akşam sancağını çekiyor boşluğa
yağmurun çağrısına uyuyor kediler
sokak aralarında kapı önlerinde
tanık oluyorlar denize kılıç sallayan
yağmura

sokağa adımını atsan yağmurun çekici kapıda
bekliyor akşamı. yağmur unutmak içindi
acılar çekülünü, dinlemiyorsun
varlığın acılarını yokluk karşısında.
yağmur, acıları dindiren akça komşu
çiçek açıyor güz ortasında
rüzgârın ışığın elinde

gökyüzü şemsiyeleri açılıyor
tek kanatla gezen çiftler için


































GÜZ İÇİN PRELÜDLER III


havalar soğuyor, sokaklara kapalı deniz,
ağaçlar ayakta yalnız
yağmur çözemediğimiz seslerle yağıyor
ölmüş atalarımızla karşılaşıyoruz
her köşe başında

taşın içinden denizler geçiyor
yol üzeri yapraklar solup dökülüyor.
ey yerle gök, yıldızlar, çakıl taşları
ırmakların hüznü boydan boya geçiyor
soluk alan yaprakların içinden

böylesi onlara yakışıyor
gecenin içinden oya oya
geride bırakıp sevdalı yılları
zamanı geçiyor
hüznün ustaları

her pazar parkta gün sayıyor askerler































GÜZ İÇİN PRELÜDLER IV


tarla kuşları süzülüp gidiyor
yol gösteriyor akçakavaklara

kuşlar bana benziyor
ruhum uçuyor tarlaların üzerinde

deniz soluk alıyor yanı başımda
duyuyorum balıkların sesini

taşın sessizliği yol alıyor içimde
ağa takılan balık hüznün sessizliği

tarla kuşları boşu boşuna uçuyor
değişiyor gökyüzü her zaman









































GÜZ İÇİN PRELÜDLER V


taşı vınlatan yel güzü gösteriyor
denize yürüyen böcek göçük
ılgın yaprağı gibi titriyor

süregiden küçük mutluluklardır
yönünü yitiren yelin alımı çalımı
otun çıplaklığında deviniyor

toprağa yakın duruyor kuş
ağzında bir ot
şimşek renginde












































GÜZ İÇİN PRELÜDLER VI


görüp göreceğin hiçliğin otu
tan vakti uyanıyor
kendini göstermek için güneşe

taşın içinden geçiyor yerküre
taşın içinden rüzgâr
başıboş yıldızlar

görüp göreceğin göksel boşlukta
her birinin gözüpek yalnızlığı

gölgeler uzadıkça yan yana
geliyor ot ile tırpan

acı her yerde her zaman










































GÜZ İÇİN PRELÜDLER VII


“yağmur heyamola, yağmur heyamola”
diyor ezgiler mırıldanan bir adam
saçları ışık örümceği, alnı çizgi çizgi,
“öğren varlığın anlamını”
diyor çekerek küçük ağacı yanına

“bağışla beni” diyorum adama
“varlık özgürlüktür, yeter ki soyut
emeğe dönüşmesin çalışman”

denize sarkışmış oltasını
gölgesi uzuyor huzur içinde
incecik bir ışık düşüyor
soluk mavi yeleğine

ruhum sapsarı yanıyor
çam püreni içinde

güz kurt köpeği gibi havlıyor
güz kıskanıyor serçeleri her zaman































GÜZ İÇİN PRELÜDLER VIII


denize öyle bakarken uzun uzun
düşündüm kuşların havaya çizdiği resimleri
bana öyle geldi ki
taşın içindeki kuş sesi
yüzyıllardır orada kalmış

deniz kıyıya doğru yürüdüğünde
aylak dalgalar kabuklar bırakmış
incinmiş bir kabuktu senin kalbin
kumsala bırakılmış

diyeceğim şu ki bir şeyi gördüm
kimselerin görmediği
incinen her kalp fırtına içinde

en çok incinen kalpte gördüm
orada kalmışa benzer
kolu kanadı kırılmış deniz de








































GÜZ İÇİN PRELÜDLER IX


sararan sünepe yaprakların içinde
yılların köpeksi duruşu var
yineliyor kendini mırıldanarak
sabahları akşamları günün her saatinde
sesinin sınırlarını zorluyor rüzgâr
kıyıda denize karşı.
sen orada duruyorsun
balıkların gümüş ağzı ağzın
açılmıyor
taş sessizliği parçalarken
güz sarı bayrakları göndere çekerken
çekiçler savrulurken bakırcılar çarşısında
müzik duyuluyor, insana ait o tuhaf müzik
balkonları odaları dolduran müzik
yıllar ötesinden, toplama kamplarından
gelen müzik, ölülerini gömerken Yahudiler
görüntüler geçiyor gözünün önünden
yaşam çözülmemiş tırpan
sense suç ortağısın yüzyılın

insandan ulu ne var?
keşke midye kabuğuna girsen de
ölü görmesen Avrupa ırmaklarını,
ağızsa susmasa, sarssa şimşek gibi
kendini yıkan kalpleri





























GÜZ İÇİN PEROLÜDLER X


Güz yalnız bir köpek gibi bahçede dolaşıyor. Bastığı
her yer yaprak yığını. Yağmur hafif hafif yağıyor yılları.
Gürültülü yüzyıl. Unutma, zaman bir mezar kazıyor
uçuşan yağmurun içinden. Hâlâ dinliyorsun dünyanın
gürültüsünü. Denizin dizlerini rüzgâr biçiyor. Hâlâ erinci
hayal ediyorsun. Güvercinlerin konduğu bir ova o,
sapsarı paltosuyla dolaşıyor dünyanın öteki ovalarını.
Aylardan eylül. Yaşamadın say tedirgin yüzyılı.


























































Kış İçin Prelüdler



















KIŞ İÇİN PRELÜDLER


kış yoksulluk, kar ağacın yangını,
bir ılgım bu yaşadığın, aldanıp
toprağa bırakılmış tohuma
kök için yaşıyorsun belki hâlâ

susmuş doğa, tez canlı orman
bir yerde (kim bilir nerede)
toprağın altında tohumun gürültüsü
ormanın derin çağrısı varlığa
bunun için yaşıyorsun belki hâlâ

kış kumru gibi dolaşıyor
donakalmanın yoksul beklentisi
ovaya yayılan korkunun
açılmış kara gözleri büyüyor
belki hâlâ öyle yaşıyorsun

ince bir örümcek ışığı yetecek
kışın yaşını öğrenmene,
bekleme, yönünü yitiren rüzgâra sor
yıldızların ışığının neden azaldığını
belki hâlâ sorularla yaşıyorsun







































KIŞ İÇİN PRELÜDLER II


kış da çok yalın,
kar kalbin yangını – aşk varsa
kışı kaygıların ısıtacağı konuşulur
kedilerin kapılara tırmandığı yıl

kış uzunsa sakladığın olur,
kuşları, hastaları, çiçekleri.
sonsuzluğa gider, anımsa,
çatılar, bacalar, taşlar da.

ama yok, uzaksan kendine, gölgene de,
kış tırpan, kaldırır ölünü de,
sen yeter ki sağlam dur
kış usta göçüğü onarır































KIŞ İÇİN PRELÜDLER III


deniz kuşları uçuyor
onları seslerinden tanıyorum

sen kuşları yabanıl buluyorsun
ben daha yakın duruyorum onlara

sen denizi sevmiyorsun yeterince
ben dünyanın belleği diyorum ona

sen sokak köpeklerini seviyorsun
ben yılkıya bırakılmış atı
karakış ortasında

sen denize bir sözdizimi gibi bakıyorsun
ben insanın derinliğini görüyorum onda

sen yalnızlığın dibinde duruyorsun
ben denizden dağılmış rüzgârda

kuşlar devam ediyor uçmaya
bunu gökyüzünün hışırtısından anlıyorum

denizin kıyısında gölgemi arıyorum






























KIŞ İÇİN PRELÜDLER IV


bendeki kavak ürpertisi benziyor
sende soluk alan yapraklara
zamansa heple hiç arasında

hayır, benim için uçmuyor kuşlar
sonsuzluk ayarı yapıyorlar
denizin puslu kıyısında

kışın parmağı denizin kıyısında
hep o soluk soluğa koşan
köpek, biricik sona doğru

anlaşılan bir şey ormanın müziği,
sessizlik de öyle, öğle uykusunda
taşlar, denizin yanı başında






































KIŞ İÇİN PRELÜDLER V


parklar ipek kanatlı yapraklarını
dökmüş, dedi, yağmurun ayak sesi,
denizin uzak öğlesi, yaşlı yüreğin
sokuluşu yağmurun sesine

doğa da varlığın sesi, dedi,
sözcükler mi – durmadan imler
sararıp dökülen yaprakları
yağmuru uzatan yapraklarmış gibi

ışık da gölgenin kardeşi, dedi,
ölümden konuşulur, ama o da
olan bir şey, boşlukta sessizlik,
kışın batan gün kana kana







































KIŞ İÇİN PRELÜDLER VI


olan bir şey işte,
acı da var sevinç de, dedi,
ömrün bir kırlangıç uçuşu,
zaman parçalanır elinde

olan bir şey kâğıdın
fısıltısı, mürekkebin susuşu,
masa örtüsü, dedi, uzak dur
belâlı bir iştir şiir

kış sokulur, rüzgâr da
olan bir şey, elinde kalır
insanlığın yakıp yıkılan külleri
akşam saatini kurarken







































KIŞ İÇİN PRELÜDLER VII


kavaklar kışın orada duruyorlar
yazın da orada duruyorlardı
birileri var gibi, işte öyle,
öylece kardeşim oluyorlar

kavakları taşırım penceremin önüne
taşırlar beni sevdalı yıllarıma,
direnmişim, ayak sürümüşüm,
hep böyle bakışmışız yine de

kavak, taş, çiçek, yaprak benim
benim gölgesiyle konuşan adam
nereye baksam, neye dokunsam
yüreğime varıyorlar her akşam









































KIŞ İÇİN PRELÜDLER VIII


denizin kış duyurusu kumun serinliği,
burada kıyıda uzam, zaman nerede,
deniz kabuklarında mı,
salyangozların izinde mi yoksa

kokuları renkleri ortaya çıkaran yağmur
serabı da ortaya çıkar
göreyim bedenimde yeniden doğduğumu
göreyim otuz kuşla birlikte uçtuğumu

uzaklara yağan yağmur olayım
denizin dizi dibinde çöküp oturayım

gölgem beni çıkar karanlıktan, uçayım,
nasıl da döndüm buğday benizli yağmura




































KIŞ İÇİN PRELÜDLER IX


gök boş, göğe bağlıyorum
köpeğin sesini, sessizlik de
olan bir şey, duyuyorum sadece
kayalara vuran denizin sesini

kayalarda kurduğum düş
açılıyor denize, kürek çekiyor

(kim mutlu olmuş dünyada
kim bulmuş yitirilen huzuru)

deniz, kapılmış okyanus
rüzgârına, nereye sürüklüyor,
kıpır kıpır tekneyi, susarak
yıktığımız insanın doluluğunu

denize açılmışken epeyce
boşluğummuş sanki ölüm
durup dururken teyeller atıyor
düşünceme akşam saatlerinde













































KIŞ İÇİN PRELÜDLER X


kış, yakın dursun istiyorum,
poyrazda olgunlaşsın denizin üstünde.
pencerede duruyor, yokluyor
dikiş yerlerimi kör bir rüzgâr gibi

kış, olgunlaşsın istiyorum
mutfağa girince kapıdan
yıllar önce olduğu gibi
eteği poyraz parmağı buz

taş bana değsin istiyorum
kırıp pencere camını bu ikindi
kayın ağaçları çocukluğumdaki gibi
görsün ürküten yaralı ırmağı

parıldasın istiyorum kış güneşi
kayın ağaçları arasında
biri gelsin yanıma, konuşsun
istiyorum, uyanmış ağacın umudunu









































Bahar İçin Prelüdler





































BAHAR İÇİN PRELÜDLER


yaprak, dedi, ağaca tutunan..
çiçek, dedi, cam güzelleri..
boşuna bu bunaltı, dedi
yaşıyor rüzgâr bile dalın ucunda

ağaca tırmanan arı, senin göz
ucunda, koruya inen kuş benim,
dedi, öyle bakışıyoruz, taş
bir masada, zaman uyuyor ağaçta

gördüm, dedi, bir karınca
peşinde ekmek kırıntısının
boşuna değil bu çaba
göğe doğru yürüyüşü de

yaprak, dedi, konuş benimle
sözün evi yap bu şiiri de,
taş nasılsa konuşuyor, çalılık
içinde çiçek açan öteki taşla








































BAHAR İÇİN PRELÜDLER II


bu hava, bu koku dokunsam ürperir
kuş kanadı, ağacın çiçeği,
gümüş sapı açık göğün
dokunsam kırılıverir

say beni de bahar çamı
uçan denizin üstünde.
ne durursunuz kardeşler,
karışın toprağın cümbüşüne































BAHAR İÇİN PRELÜDLER III


gider bir dönemeçten sana bakarım
kim diyor aşk öldü diye
bak bu masanın çevresinde kaç kişiyiz
ayşe bir, celâl iki, mitat üç, ben dört,
gözümüz himalaya’larda, tibet’te kolumuz
kudüs iskenderiye atina mersin
teraziye koyup tartıyoruz acıyı
aşk ağır çekiyor her zaman

ey bacanın yanındaki kırlangıç yuvası..
ey uzakdoğu, gizemli kafes..
geçemeyecekler belli ki bizi..
aşksa yan yana yürüdüğümüz çiğdem kokusu..
varsın akşam sabah
koşturup dursun pars
bak o hâlâ evde oturuyor
kalkıp balkondaki çiçekleri suluyor
gidiyor ansızın bir kuşun ardından

































BAHAR İÇİN PRELÜDLER IV


yağmurun kilidi açılıyor, yukarıda
köpek bulutları denizin üstüne
sarkıyor, görüyorum, evim
denize yakın, sümbüllere de

mersin saatini kuruyor denizin
balıkçılar çoktan çıkmış balığa
ayaklarım gidiyor uyanmış ağaca
portakal ağacında gün dinleniyor

zaman kurt köpeği, tanıyorum
onu, giderek kurumuş bir
şebboy oluyor deniz kıyısında
başımı çevirince titriyor

kırık bir çeşmenin yaşıyım
su gümüşü taşla yan yana
konuşuyorum işte, ağzım
bir testinin ağzı çocukluktan






































BAHAR İÇİN PRELÜDLER V


fesleğenli ev ufka geriniyor
taş duvar kör, balkon
denize karşı, deniz sözlüğümde
açan çiçek, kovalıyor rüzgârı

kör taş duvarın içinde
yankılanıyor yüzyıldır, acıyla
yoğrulan ud sesi, kim bilir,
belki daha az bir zaman

acı olanı görüyorum, köklerini
terk ediyor yaşlı bir şair
bir kabuğun içine çekiliyor













































BAHAR İÇİN PRELÜDLER VI
(Yalnızlık Prelüdü)


zamanı yaprağa koy, yaprağı dala,
ağacın gölgesinde dur, dur
içinde kaybolduğun ânın

yalnızlık insana özgüdür,
derinlerdedir, acı adımlarla yürür
yalnız kendi yüreğine

biri var burada, bir şey,
yerçekimi bilgisi gibi bıktırır
çekiştirir orasını burasını
eteğiyle oynar doruktur diye

çiçek kar buz taş bulut ağaç
yüreğinin gelgiti koca orman
koca yurt tarihi gösteren zaman..
kırlangıcı sokak aralarına koy,
kandehar ne tarafa düşer, sor,
otur yalnızlığın yaratıcı postuna


























BAHAR İÇİN PRELÜDLER VII
(Doğan Akça’nın Anısına)


çalılığı dolanan rüzgârla kaldım
kaldım bir başıma, bir şeydi,
çok ağır bir şeydi acı, kapladı
bütün benliğimi, uzanmasa ölürdüm
uzaklardan kıpır kıpır bir ışık

kederden boğuldum kaldım
kaldım bir başıma kayalarda,
düşüncenin bir kıyısındaydım,
bir değeri var mıydı yaşamanın
pars alırken bir bir dostları

oysa sesin rengini gördüm
ışığın gölgesini, kuytularda
ud sesini dinledim, zamanın
kırıldığı zamandaydım, eşiği aştım,
gün saydım, yüzükler taktım

arasında kaldığım yokluktu taş





























BAHAR İÇİN PRELÜDLER VIII
(Çiçek Prelüdü)


bıraktım denize dalan güneşleri,
kayalığın çiçeğini, olgunlaşmış günün
çiçeği oldum rüzgârda sallanan
yaprak oldum ses oldum
horoz ibiğinin rengi
elma kokulu rüzgâr oldum

baktım otla birlik dünyanın güzelliği
gök mavi hâlâ denizin üzerinde

cam güzeli çiçeğini buldum
taşır bir kıyıdan bir kıyıya
yeğnik yüreğimi

oysa bıraktım derebeyi günleri
çürüyen bir ot oldum kayalarda
şimdi döndür beni ışığa
omuzlarım ağrıyor






































BAHAR İÇİN PRELÜDLER IX
(Düş Prelüdü)


otlar, gelincikler
toprağın taşan ısısı, yabanıl kundağı,
sessizce ulaşıyor yüzüme uzaklardan
bütün gece saban sürüyor
başımın üstünde yıldızlar

uyumuşum dut ağacının altında
deniz büyük bir göz üstümde
bir gövdeden ötekine geçiyor,
geçişleri ürpertici, boşlukta vınlıyor
zamanın çiçeklenmiş kasnağı

öyle karmakarışık ki
gördüğüm düş, yoklara karışıyorum,
bir köpek havlıyor başucumda,
yırtıcı kuşları salıyorlar üzerime,
havada dönüyor vınlayan çekiçler
yine de dik duruyorum
otlar, gelincikler için
nisanın buğusu için
denizin ağılı için

uyandığımda bakıyorum
başucumdaki dut ağacı
tan olmaya hazırlanıyor




























BAHAR İÇİN PRELÜDLER X


seni gördüm kırılan dal kopan ses
seni gördüm diz çökmüş ırmak
seni gördüm çağa tanıklık eden kafes
seni gördüm fırınlarda kül olan nefes
seni gördüm paul celan seine nehrinde
seni gördüm bir balıkçı kulübesinde
seni gördüm ateşi buzu kavağı sende
seni gördüm yani memleketi yani hasreti
seni gördüm saçların kuşların yuvasıydı
seni gördüm acıyla yoğrulan ağızdın
seni gördüm zamanın ıssız çiçeği
seni gördüm yıkıntılar arasında açan çiçek
seni gördüm sürüklenip götürülen kaynak
seni gördüm ayaktaydın dik duruyordun
seni gördüm yaprak yaprak gidiyordun bazilika sokağında
seni gördüm hastane odasında solgundun
seni gördüm gece saatlerinde yazıyordun
seni gördüm yaşamla hiçlik arasında
seni gördüm en son bir sığınma evinde kalıyordun
seni gördüm yolu yok bu odur dedim
bütün sevdiklerime yakın kıyı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder